|
İHRACATTAN ULUSLAR ARASI PAZARLAMAYA
Bu makalemde temelde fayda üreteceğine inandığım ve kökten bir fark yaratılması gereken iki tanımlamaya açıklık getirmeye çalışacağım. İhracat mı yapalım yoksa uluslar arsası pazarlama mı?
Gelin sorunun cevabını ve eylemsel farklılıklarını sayıların gücünde arayalım.
Çok değil yaklaşık 20 yıl geriye gittiğimizde 1986 yılında ihracat rakamımız yaklaşık olarak 7,5 Milyar Dolar,ithalat rakamımız ise 11 Milyar Dolar olarak karşımıza çıkmakta. Bu günden baktığımızda yaklaşık olarak 1,5 ila 2 ay arasında neredeyse yakaladığımız rakamlar.
2000 yılına kadar özellikle kriz dönemlerini de gözlemlersek iniş ve çıkışlarla pek fazla sıçrama yapmadan geldiğimiz rakamlar yaklaşık olarak ihracatta 28 Milyar Dolar, ithalatta 54,5 Milyar Dolar civarında. Dikkate değer fark ithalatın neredeyse ihracatın 2 katı olduğu.
İlginç olan ve bizi daha uyarıcı nitelikteki gelişmeler rakamların daha fazla arttığı 2001 yılı ve sonrasında karşımıza çıkıyor.
Kaynak TUİK (www.die.gov.tr)
Tablodan da görülebileceği gibi dış ticaret hacmimizin son yıllarda artmasına karşılık ithalatımızın ihracatımıza oranla daha fazla arttığı bir eğilim içindeyiz. Başka bir deyişle dışardan alım yapma gücümüz dışarıya yaptığımız satışlardan yani ihracat gelirlerimizden pek fazla beslenememekte. Peki neden alım yani ithalat yönünde daha fazla aktif olmaktayız? Temel sebeplerden birinin değerlenen YTL, zira Dolar karşısında bugünkü değeri itibarıyla neredeyse 2002 yılı değerinde olduğu konusunda herkes hemfikir.
Bu döviz açığını kapatmanının yardımcı faktörleri de var elbette. Örneğin, turizm gelirlerimizi arttırmak yada yabancı sermayeden Türkiye’ nin aldığı payı geliştirmek gibi. Ama bunların tetiklenmesinin gene istikrar ve güven ortamında yattığı bir gerçek. İşte bu çıktı bizi gene kapasite kullanım oranlarının arttırılmasına, verimliliğe ve işsizlik oranlarındaki düşüşle yani temelde ihracat aktivitelerimizin etkinliğinin arttırılmasına doğru yöneltmekte.
Bunu artık sayılar bizlere söylüyor, peki biz üretimin ve katmadeğerin temel taşı olan sanayiciler bunu nasıl algılayıp hangi tür eylemlere dönüştürüyoruz?
Bundan 20 yıl önce kapıdan geçen bir yabancıya “hoş geldiniz ne iyi ettiniz de bizi buldunuz biz de tam size ihracat yapalım diyorduk” mantığıyla artık gidemeyeceğimiz, dahası bizlerin onları dünyanın öbür ucunda dahi olsalar bulmak zorunda olduğumuz artık su götürmez bir gerçek.
Burada sanayicilerin artık şu şekilde kendimizi motive etmesi gerekmekte.
“Biz sanayiciler Türkiye’nin yakalamış olduğu olumlu rüzgarı hem kendi kurumumuz adına hem de gelişimin sürekliliği adına iyi değerlendirmek zorundayız”
Peki bunun için neler yapmak zorundayız?
Evet sevgili dostlar, maliyet yönetiminden, küresel faaliyetlere, pazarlamanın gerçeklerinden, ülke araştırmalarına ve üretimde verimliliğe kadar geniş bir yapılacaklar listesinden bahsetmek olası. Bunların çoğu yada bir kısmı tarafınızdan yapılmakta ama etkinlik ve yöntemleri açısından bütünsel olarak bir kez daha gözden geçirmekte ve sürekli bir konsantrasyonla geliştirmekte yarar var.
Gelecek sayıda bu konuda acil eylem planınız için farklı yaklaşımlar getirmek ve pazarlama planlarınızı yapmanıza yardımcı olabilmek üzere şimdilik “İyi İhracatlar” Nail Şencan / Sakarya Ekonomi Dergisi
|
